Sibernetiğin Babası: El-Cezeri 01 Şubat 2025, 12:00
Tam adıyla Bedi’uz-zemân Ebû el-‘İzz b. İsmaî’l b. el-Rezzâz el-Cezerî tahmini 1136 yılında Cizre’nin Tor mahallesinde doğmuştur. El-Hiyel kitabının girişinde bahsettiğine göre, Cizre’de bir süreliğine babası ve kardeşine hizmette bulunduktan sonra dönemin Artuklu Sultanı El-Salih Nasireddin tarafından 1181 tarihinde Diyarbakır’a çağrılmıştır. 25 yıl sultanın hizmetinde bulunan Cezeri, aynı zamanda da robotik biliminin temellerini oluşturacak birçok makineye de imzasını atmıştır.
Teorik bilgiler tüm gereksinimleri karşılıyor mu ?
Cezeri, kendi zamanına kadar getirilen mühendislik bilgi ve deneyimlerini daha da geliştirip uygulamaya döktüğünü yer yer ifade etmektedir. Eski ve yeni bilim insanlarının uygulama ve kitaplarını detaylı bir şekilde incelediğini ve onların “doğruyu yakaladıkları köklerden dalları açığa çıkardığını” ifade ederek, zamanına kadar gelen geleneksel mühendislik anlayışının, uygulama noktasındaki eksikliğine dikkat çekmektedir. Kitabında teorik bilgileri barındırmamasına karşın mekanik mühendisliğin statik denge,hava ve boşluk prensiplerini pratiğe dökmesinin yanı sıra robotik, makine ve araç yapımındaki ustalığı, bu konulardaki bilgisini kanıtlar düzeydedir. Zaten‘’Uygulamaya dönüştürülemeyen her teknik ilim,doğru ile yanlış arasında bir yerdedir.’’ Sözüyle, büyük çapta uygulamacı bir bilim insanı olduğunu göstermektedir.
Zamanın Kutbu
Cezeri amaçladığı fonksiyonları yerine getirecek bir makineyi, az malzeme-çok işlev anlayışıyla tasarlamakta ve üretmektedir. Bu Cezeri’nin zamanının çok ilerisinde pratik bilgisine sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. Mekanik ilmine kattığı değer, zamanlar üstü etki bırakmış olmasından dolayıdır ki kendisine duyulan saygı “Bediüzzaman” lakabıyla hasıl olmuş.
Mühendislikte Mihenk Taşı; EL-HİYEL
Cezeri, Makinede Teorik Bilgilerin Uygulamalı Bilgilerle Bağdaştırılması anlamına gelen “EL-CAMİ’ BEYN EL-‘İLM VE EL-‘AMEL EL NAFİ’ Fİ SINNAA’T EL-HİYEL”kitabını Artuklu Sultanı Nasireddin’in(1200-1222)ısrarlı talebi üzerine Selçuklular dönemi 1206 yılında yazmıştır. Bu kitabında su saatleri, kan almada kullanılan ölçme aletleri, otomotik çalışan müzik aletleri, çeşitli robotlar, kaval sesi çıkaran tertibatlar ve metal döküm tekniği gibi 50’den fazla makineden bahsetmektedir. Bu kitap, mühendislik uygulamaları alanıyla ilgili olarak bugüne ulaşan en eski el yazmalarından biridir.
Günümüzde kitabın orjinal cildi ne yazık ki kayıp. AncakCezeri tarafından yazılmış, birebir kopya olan 15 cilt şu an dünyanın farklı yerlerinde korunmaktadır. Bu kopyalardan 10 adedi Avrupa’nın farklı müze ve kütüphanelerinde, 5 adedi Topkapı ve Süleymaniye kütüphanelerinde muhafaza ediliyor. Anadolu topraklarında yazılmış bu kitabın kopyalarının çoğunluğunun elimizde olmaması bir yana dursun, elimizdeki kopyalardan da birinin 66 sayfası,üllkemizde eserin değeri henüz anlaşılmayıp, korunmaya alınmadan önce Avrupalı araştırmacılar tarafından çalınmıştır.
Bilimde Sömürü Sistemi...
Zaten bizim elimizdeki kopyaların değerini anlamamızı sağlayan da yine bu Avrupalı araştırmacılar olmuştur. Arapça yazılı bu eserin 3 nüshası 800 yıl boyunca kütüphanelerimizde durmasına karşınkitabı ilk olarak tanıtan Prof. Eilhard Wiedemann adında Alman bilim adamı olmuştur, İslam-Bilim tarihinin birçok konusunda olduğu gibi bu kitapla ilgili olarak da çok sayıda makale yazılmıştır. Kitapta anlatılan araçları birebir aynısı teknik resimler çizilerek daha ayrıntılı bir şekilde anlatılmış ve faydalanılmıştır. Ancak, Anglo-Sakson baskılı popüler Avrupa tarihinin, El-Cezeri’nin bütün değerlerini sömürüp sonra onu tarih kitaplarının güneş görmeyen yerlerine koymasıhiç de zor olmamıştır.
Diyarbakır’dan Dünya’ya İlk Robot Deneyimi...
Dünya’da ilk robotun Diyarbakır’da yapıldığını biliyormuydunuz? Cezeri nin kitabında bahsettiği diğer su saatlerinin en çok geliştirilmiş halidir. Küçük bir hacim içinde birçok mekanizma bulunması ve estetik yapısından dolayıdır ki aynı zamanda en meşhur eseridir de. Eşit saat sistemine göre ölçüm yapan bu makine,Diyarbakır’da yapılan sayısız robottan yalnızca biridir.
Cezeri’nin eserlerinde görülen birçok unsur belli bir anlamı ifade etmektedir. Bu durum Filli Su Saatinde de görülmektedir.Saat bütünüyle İslam medeniyetinin evrenselliğini ifade ederken, yapısında bulunanlar bakımından da, Mısır kültüründen Zümrüdüanka kuşunu, Çin kültüründen ejderha figürlerini ve İran kültüründen el oyması halıları bulabilirsiniz.
Çok eski yıllardan beri hastalıkların, kan alınarak yapıldığı bilinmektedir. Kan alma esnasında alınan kan miktarını ölçen bir cihaz, Cezeri’nin yaşadığı dönem için bir ilk idi. CihazaKeşişli Kan Ölçme Cihazı denilmesinin sebebi Cezeri’nin zamanında kan alma işlemini daha çokhristiyanılıkta hiç evlenmeden kendisini dine adayan kişi olan keşişler taafından yapılıyor olmasıdır. Cezeri aynı zamanda keşişfigürünü de cihazın üzerinde kullanmıştır. Bu makineyle kan ölçme işlemi şu şekilde yapılmaktadır: hastadan alınan kan tekne denilen bir kaba bırakılır. Bırakılan kan, kabın kenarından, içinde bir çok düzeneğin bulunduğu hazneye dökülür. Düzeneklerin çalışmasıyla birlikte ayakta duran keşiş de üzerinde kanın miktarını belirten numaralar etrafında dönmeye başlar ve sonunda durduğu nokta, o hastadan alınan kanın hacmini belirtir. Bu cihazla en fazla 120 dirhem(yaklaşık 380 cm^3) kan ölçülebildiği için Cezeri bu cihazı geliştirerek daha fazla işlevli hali olan 3 farklı kan alma cihazının taslağını da kitabında çizmiş ve üretmiştir.

Da Vinci’nin ilham kaynağı...
Cezeri’nin bu yazıda bahsi geçen ve geçmeyen tüm makinelerini değerli kılan nedenlerden biri zamanın ötesine geçmiş, enerji kaynağı, yönetim mekanizması ve feedback (geribesleme) sistemlerinin tümünün su, buhar gücü ve havanın itiş gücü ile yapılmış olmasıdır. Bunun yanında Cezeri nin estetik anlayışını da atlamamak lazım, renkli teknik çizimleri zamanına kıyasla çok ileri düzeyde olduğunu ve hatta kitabında ki çizimlerle kendisinden bir buçuk asır sonra gelen Leonardo Da Vinci’yi etkilediği dahi düşünülmektedir.
Unutulmuş Şaheserler Müzesi
Hükümdardan hizmetliye kadar toplumun her kesimine hitap edecek şekilde tasarlanmış bu makineler, daha doğru ifadeyle bu robotlar, Cezeri’nin eserlerinde evrenselliği yakalama arzusu olarak gösterilmektedir. İslam Bilim Tarihi dalında oldukça başarılı Prof. Dr. Fuat Sezgin’in rekonstrüksiyon çalışmaları sonucu Cezeri’nin yapmış olduğu makineler 2008 yılında yeniden kurularak İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi’nde(Gülhane Parkı) sergilenmektedir.
Yenilik mi Birikim mi ?
Batı medeniyetinin burnunun sürtüldüğü, bir takım hızlı gelişmelerle gözü dönmüş sözde bilim insanlarının geleneksel bilgi birikimini ters tepen anlayışla geçmiş birikimi yok sayarak kendilerini zamanın başlangıcı kabul ettikleri yirmi birinci yüzyılda, bize düşen klasikleşmiş olan “Neden geri kalıyoruz?” sorusu yerine“Birikim ve değerlerimizi neden yeterince tanımıyoruz?” olmalıdır. Cezeri ise adeta günümüze dokunan şu sözüyle söylenmesi gereken ne ise onu söyler yüzümüze:
“Bu işe öyle meşakkatle koyuldum ki yolum uzadı, emeklerimin rüzgarı savurduğu şeyler gibi heba olmasından, çalışmalarımın gündüzün geceyi silmesi gibi silinmesinden korkarım.”

