Kentsel Dönüşüm Seferberliği 01 Şubat 2025, 13:58
Türkiye’de 1980’li yıllarda ilk kez gündeme gelen ve 31.05.2012 tarihinde “6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” un yürürlüğe girmesiyle hız kazanan kentsel dönüşüm sürecinin belirgin sonuçları bugün görülmeye başlanmıştır. Kentsel dönüşümün çok geniş bir sahayı kapsadığı, yalnızca fiziksel değil, işlevsel, tarihsel, ekonomik, sosyo-kültürel ve gündelik yaşama dair pek çok sonuçlarının olduğu bu süreç içinde iyice anlaşılmıştır. Bu yazıda Türkiye’de izlenen kentsel dönüşüm politikası ve her alanda etkileri hissedilen kentsel dönüşüm eylemleri genel olarak değerlendirilmekte ve daha uzun yıllar devam edecek sürecin daha iyi sürdürülmesi noktasında çeşitli önerilerde bulunulmaktadır.
Türkiye’nin hemen her şehrinde hâlihazırda bir kentsel dönüşüm projesi yürürlüktedir. Son beş yıl içinde ülkede 1.100.000 konut dönüştürülmüştür. Önümüzdeki 15 yıl içinde 7.500.000 konutun daha dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Süreç bu şekilde devam ederse, 2030 yılına gelindiğinde ülkedeki yapı stokunun yaklaşık 1/3’ü yenilenmiş olacaktır. Ulusal ölçekte bu denli kapsamlı bir süreç ilerlerken şu aşamada bir an için durmak, hangi noktaya gelindi ve bundan sonra nasıl devam edilmeli sorularına yanıt aramakta fayda vardır.
Yerel yönetimlerin, yatırımcıların, hak sahipleri ve kent sakinlerinin kentsel dönüşüm deneyimleri birbirinden farklıdır. Yine, dönüşümlerin etkileri ve sonuçları, her Türkiye şehrinde farklı olmaktadır. İçinde bulunduğumuz yıllar, Türkiye için pratikte dönüşümün nasıl en iyi şekilde yürütüleceğinin araştırılacağı, keşfedilmeye çalışılacağı bir dönem olmalıdır. Bu kapsamda, merkezi yönetimden bireye kadar dönüşüm süreci nasıl işliyor, hangi aktörler ne şekilde sürece katılıyor, aktörler hangi beklenti ve bakış açısıyla hareket ediyor, ne tür katkı sağlıyor, en etkili yetki ve rol paylaşımı nasıl olmalı gibi soruların bugüne kadarki uygulama tecrübesi üzerinden gidilerek cevaplanması gerekir. Ancak bu sayede ülkenin her yerinde sürdürülen dönüşümlerde işleyen mekanizmaların, yenilikçi uygulamaların, doğru ve yanlış yaklaşımların ortaya çıkartılması sağlanabilir. Araştırmalar sonucu elde edilen bulgular, imar yasa ve yönetmeliklerine hızla aktarıldığında, kentsel dönüşüm tecrübesi Türkiye’de birikimli şekilde ilerleyecektir ve bu süreçte her yılın, bir önceki yıla göre her anlamda daha iyi sonuç veren projelerin hayata geçirildiği bir yıl olması sağlanacaktır. “Dene-Sonucunu Gör-Tecrübeyi Paylaş” yaklaşımı çerçevesinde, Türkiye’nin her yerinde sürdürülen kentsel dönüşüm uygulama örneklerinin bir arada bulunacağı, iyi uygulama örneklerinin paylaşılacağı resmi bir web platformunun (web sitesi, blog, portal, vs.) kurulmasına ihtiyaç vardır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü denetiminde kurulabilecek bu platform, iyi sonuç veren proje nasıl yapılmış, bu proje daha iyi nasıl hayata geçirilebilirdi, ne yapılırsa projeler sekteye uğruyor ve kötü sonuçlar veriyor gibi sorulara uygulayıcıların gerçek tecrübeleri üzerinden cevaplar vereceği ve cevaplar bulacağı bir zemin olmalıdır.
6306 sayılı yasa kentsel dönüşümleri yürütücüler açısından çok kolaylaştırmış ve mülk sahiplerine önemli haklar getirmiştir. Bu yasa sayesinde süreç hızlı ilerlemekte, hak sahipleri ile yerel yönetimler (veya gayrimenkul geliştirme firmaları) arasında uzlaşma oranları yüksek seviyelerde seyretmekte, estetik ve tasarım dönüşümün gündemi içine girmektedir. Çıkarılan bu yasa sonrasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından başlatılan kentsel dönüşüm seferberliğinin nihai amacı afet tehdidi altındaki yapı stokunu dayanıklı hale getirmek ve sağlıklı altyapıya sahip kaliteli iş ve yaşam çevreleri oluşturmaktır. Yasa, kentsel dönüşümlere “gayrimenkul” ve “afet” ekseninde yaklaşmakta, bu sebeple yaşanan dönüşümün biçimi daha çok kentsel yenileme ve kentsel arazi geliştirme olarak ortaya çıkmaktadır. Bir dönüşüm projesinde mülk sahiplerinin haklarını alması ne kadar önemliyse, dönüşüm ile o şehrin sosyal ve ekonomik anlamda daha dayanıklı gelmesi ve bazı çevresel kazanımlar elde etmesi de o kadar önemlidir. Bu dar kapsamın dışına çıkılması, hayatın her alanına etki eden dönüşüm eylemlerini sosyal gelişme, ekonomik kalkınma ve çevre koruma politikaları ile ilişkili olarak çok yönlü kurgulanması üzerinde önemli durulması gereken bir konudur. Örneğin şehir merkezlerinin çöküşü, şehirlerde suçun ve etnik çatışmaların artması, güvenlik sorunları, kolay satın alınabilir ve kiralanabilir ucuz konut ve işyeri üretimi, sanayisizleşme, tarım ve hayvancılıkta gerileme, kırsal alanlardaki nüfus kaybı, yerel ekonomik kalkınma, turizm ve ticaretin canlandırılması, kültürel yozlaşma, güvenli gıda ve içme suyu tedariki, hava kalitesi ve tozlaşma, iklimsel değişiklikler, yenilenebilir enerji, yenilikçi malzemeler vd. kentsel dönüşüm proje kurgusu içine mutlaka dahil edilmesi gereken, projelerde ayrıntılı düşünülerek çözümler bulunması gereken meselelerdir.
Birbirinden bağımsız olarak farklı şehirlerde yürütülen kentsel dönüşüm projelerinin toplamda Türkiye şehirleşmesini nereye taşıyacağı konusu üzerinde de durmak gerekir. Ülke çapında başlatılan büyük kentsel dönüşüm seferberliğinin vizyonunu, rolünü, hedeflerini, performans ölçütlerini ve çıktılarını açıkça tanımlayan bir “ulusal kentsel dönüşüm strateji belgesi” henüz mevcut değildir. Kentsel dönüşüm eylemleri “sebep-süreç-sonuç” akışında planlanan çok ayrıntılı bir ulusal hazırlığı gerektirmekte, net bir vizyon dahilinde yürütülmeye ihtiyaç duymaktadır. Özellikle bilgi teknolojilerinin kullanımı, yerel-küresel ilişkilerin düzenlenmesi, yenilikçilik ve ar-ge, ekosistem servisleri, eğitim ve kültür, yaşanabilirlik ve sürdürülebilirlik gibi konular bu vizyon belgesi içinde mutlaka yer almalıdır. Ulusal ölçekte bütüncül bir yaklaşıma temel oluşturacak genel bir çerçeve bulunmadığından, kentsel dönüşüm projelerinin ülke çapındaki dağılımı, büyüklüğü, hedefleri, kapsamı ve sonuçları ile ilgili durum tespiti ve değerlendirmeler yapılamamaktadır. Bu eksiklik nedeniyle kentsel dönüşüm, tam manasıyla sürdürülebilir kalkınmayı sağlama ve yaşanabilir çevreler oluşturma idealleri yönünde çıktılar oluşturamamakta, kısmen ise toplumsal alanda yeni ve karmaşık süreçler üretmektedir.
Benzer şekilde, aynı şehirde hayata geçirilen dönüşüm projelerinin toplamda o şehri nereye taşıyacağı yine belirsiz bir konudur. Hayata geçirilen kentsel dönüşümlerin şehir bütünü ile ilişkisinin kuvvetli biçimde kurulmadığı görülmektedir. Bu ilişkiyi güçlendirmek adına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “kentsel dönüşüm strateji belgesi” hazırlama konusunda yerel yönetimlere vermeye başladığı destek son derece yerindedir. Bu belge ilk olarak İstanbul, Bursa, Elazığ ve Ordu şehirleri için hazırlanmıştır. Bu belgenin üretimi, tüm Türkiye şehirlerine hızla yaygınlaştırılmalıdır. Ulaşım, lojistik, kimlik, siluet ve kentsel dönüşüm alt master plan üretim süreçleri Türkiye’de özellikle büyük şehirlerde başlamış durumdadır. Bir şehir için üretilen tüm alt master planların birbiriyle, o şehrin stratejik planıyla ve ulusal vizyon belgesi ile uyumunu gözeten bir yaklaşım henüz Türkiye’de izlenmemektedir. Gerek ulusal ve kentsel strateji belgeleri gerekse alt master plan hazırlıkları, aslında doğrudan Türkiye’nin 21.yy yeni şehircilik vizyonu kapsamında düşünülmesi gereken bir meseledir. Türkiye için öngörülebilenden çok daha uzun erimli bir mekânsal gelişme perspektifinin oluşturulmasının zaruriyeti artık herkesçe idrak edilmiştir. Bu doğrultuda “Şehircilikte Yeni Vizyon” temasıyla gerçekleştirilen “Şehircilik Şurası 2017” ve başlatılan “Türkiye Mekânsal Strateji Planı” çalışması bu anlamda son derece olumlu girişimlerdir.
Türkiye Planlama Sistemi ve kentsel dönüşüm projeleri arasında yine zayıf bir bağın olduğu görülmektedir. Bu ilişkinin açıkça tariflenmesine ve sistemin yeniden düzenlenmesine ihtiyaç vardır çünkü 6306 sayılı kanun çerçevesinde planlama sistemi büyük oranda bertaraf edilmek suretiyle kentsel dönüşüm projeleri hayata geçirilmektedir. Planlama hiyerarşisinin ve bütüncül yaklaşımların geri plana itilmesi, kent planlama ile kentsel dönüşüm süreci arasında eşgüdümün sağlanmaması önemli bir sorun alanı olarak karşımızda durmaktadır. Bu yüzden Türkiye Planlama Sisteminin gözden geçirilmesi, sistem kentsel dönüşümlere ne kadar destek veriyor, süreçleri ne kadar yönlendiriyor, ne kadar kolaylaştırıyor veya zorlaştırıyor hususlarının aydınlatılması gerekmektedir. Planlama sistemini, sürdürülebilir gelişmeye pozitif yaklaşan, sade ve esnek olup hızlı işleyen, yenilikçi ve kreatif kentsel girişimlere izin veren, milli vizyon ve hedeflere ulaşmayı kolaylaştıran bir sisteme dönüştürmek mümkündür. İçinde bulunduğumuz yıllar, aynı zamanda bu sorgulamaların ve düzenlemelerin nasıl yapılabileceğinin tartışıldığı bir dönem olmalıdır.
