Ahilikten Teknik Eğitime Medeniyet Kalkınması 11 Ekim 2025, 14:00
Yazıma ahilik ve teknik eğitimi tanımlayarak başlamak istiyorum.
Ahilik Nedir?
Arapça "kardeşim" anlamına gelen ahi kelimesi, Türkçe’deki “akı” (cömert) kelimesiyle de ilişkilendirilir. Ahilik, İslam inancını temel alarak mesleki kurallara dönüştüren bir teşkilattır. Ahiler, mesleki olarak yükselen bireyleri doğruluk, dürüstlük ve erdem gibi İslam ahlakının temel kavramlarıyla yetiştirerek günümüz “meslek etiği” anlayışını asırlar öncesinde uygulamaya koymuştur.
Özetle, ahiler mesleği en iyi şekilde öğreten ve bu bilgiyi ahlaki bir çerçevede aktararak erdemli insanlar yetiştiren erdemli insanlar topluluğudur. Günümüzden örnek verecek olursak: Bir mühendisin üstün silah sistemleri geliştirmesine rağmen bunları zalimlerin eline vermemesi, ahilik ahlakının somut bir karşılığıdır. Ahilerin meslek öğretme metodunu, bir annenin yeni doğan çocuğuna hayatı öğretmesine benzetebiliriz. Çünkü mesleğe yeni başlayan kişi de tıpkı bir bebek gibidir; neyi görürse onu doğru kabul eder ve uygular.
Coğrafyamızda ahilik, Şeyh Nasiruddin Mahmud (ö. 1262) ve sonrasında Ahi Evran tarafından sistemleştirilmiştir. Ahiler, devlet otoritesinin zayıfladığı dönemlerde yalnızca mesleki düzeni değil, toplumsal düzeni de koruyarak anarşi ve kargaşayı önlemişlerdir. Usta–kalfa–çırak sistemi, basit görünen fakat içinde sistematik gelişim barındıran güçlü bir yapıdır. Orta Çağ’da Avrupa’da bilim insanları yakılırken, bu topraklarda ahilik ilkesiyle pek çok büyük bilgin yetişmiştir. Kısacası ahilik, sadece bir meslek örgütlenmesi değil; toplumu medeni seviyenin üstüne çıkaran köklü bir medeniyet kurumudur.

Teknik Eğitim Nedir?
Kavramsal olarak mesleki ve teknik eğitim; bireylere iş dünyasında karşılığı olan bir mesleğe ilişkin bilgi ve beceri kazandırma sürecidir. Amacı, bireyin ekonomik ve sosyal hayatta bağımsız olabilmesi için onu istihdam edilebilir yeterliliklerle donatmaktır. Mesleki eğitim üç biçimde uygulanır. Bunlar; okul temelli, işe entegre eğitim ve iş yeri temelli eğitimdir. Bu yapıyı daha iyi anlamak için üç ülkenin sistemine bakalım: Almanya, Japonya ve Türkiye.
Almanya'da Mesleki Eğitim
Almanya’da mesleki eğitim yüzyıllar boyunca lonca sistemi içinde usta–çırak ilişkisiyle yürütülmüştür. Sanayinin gelişmesiyle çıraklık sistemi krize girince yeni düzenlemeler yapılmış ve ikili sistem oluşturulmuştur. Teorik eğitim okulda, uygulama işletmelerde verilmiştir. Bu sistemin yasal temeli 1969 tarihli Çıraklık Kanunu’dur (Berufsbildungsgesetz). Öğrenciler haftanın 1–2 günü okulda, diğer günleri işletmede geçirir ve maaş alırlar. Bugün 375 meslek alanında ulusal müfredat uygulanmaktadır.
Japonya’da Mesleki Eğitim
Japonya’da ilk mesleki eğitim yasası 1849'da çıkarılmıştır. 1899'dan itibaren ortaokul sonrası tarım, balıkçılık ve endüstri alanlarında mesleki eğitim yaygınlaşmıştır. 1960’larda okul–işveren işbirliği sistemi (Jissei-kankei) kurulmuş ve öğrencilere işletmeler tarafından kariyer imkânı sunulmaya başlanmıştır. Endüstrinin hızla gelişmesiyle 5 yıllık teknoloji kolejleri (kōsen) açılmış ve Japonya’nın teknik sıçramasında önemli rol oynamıştır.
Türkiye’de Mesleki Eğitim
Türkiye’de mesleki eğitimin temeli 13. yüzyıldaki Ahilik teşkilatına dayanır. Eğitim yamaklıkla başlar, ardından çıraklık, kalfalık ve ustalık gelir. İstanbul’un fethinden sonra lonca teşkilatına dönüşmüş ve sistem 1912’ye kadar devam etmiştir. Cumhuriyet döneminde mesleki eğitim devlet eliyle yeniden yapılandırılmış, 1927’de Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuştur. 1986 tarihli 3308 sayılı kanun ile okul–işletme paralelliği sağlanmıştır. Bugün Türkiye’de meslek liseleri, mesleki eğitim merkezleri ve açık öğretim yoluyla mesleki ve teknik eğitim yürütülmektedir.

Köklü Mirasın Yeniden Doğuşu
Bu üç sistem arasında en eski ve köklü model bizim topraklarımızda ortaya çıkmıştır. Buna rağmen zaman zaman 28 Şubat süreci gibi dönemlerle ve bazı dış müdahalelerle bu sistem baltalanmıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde dahi denizaltı sistemleri geliştirilmiş, çiçek aşısı bulunmuş ve önemli sanayi tesisleri kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde uçak, şeker ve gıda fabrikalarıyla bu miras devam etmiştir. Bunca yıpratmaya rağmen bugün İHA, SİHA, tank ve savunma sistemlerinde dünya çapında başarı yakalanması, bu köklü sistemin yeniden güçlendiğinin göstergesidir. Avrupa’nın bilim ve teknik merkezi Almanya 19. yüzyılda, Japonya ise 19. yüzyılın başında bu alana yönelirken, biz bu ruhu 13. yüzyılda ahilikle topluma yerleştirmiştik. Bazılarının “medeniyet”i modanın arka sokaklarında aramasına rağmen, bu millet özünde taşıdığı ruhla yeniden yükselecektir.
Unutmayalım, bu ruh; Fatımi istilası altında ümmete nefes olan Büyük Selçuklu'nun, Moğol yıkımı karşısında yeniden dirilen Osmanlı İmparatorluğu'nun, küllerinden her seferinde yeniden doğan ve dünyaya meydan okuyan genç Cumhuriyet'in ruhu bu coğrafyanın yeniden ayağa kalkacak kudretidir.
Yazıma son verirken unutulmamalıdır ki büyük yıkımlar, büyük doğuşları getirir. Bugün savunma sanayide gördüğümüz hamleler bunun en güzel örneğidir. Teknik eğitim sadece meslek öğretmek değildir; erdemli, üretken ve medeniyet taşıyıcısı gençler yetiştirmektir.
Bu satırları yazarken karşımda oturan meslek lisesi öğrencilerinin gözlerinde, o kadim ruhun hâlâ yaşadığını görmekteyim.
Eyüp Fatih ÖZMEN - Makine Öğretmeni / İmalat Mühendisi
